...Dans Edemeyeceksem Bu Benim Devrimim Değildir/Emma Goldman. .

müzik ziyafet


MusicPlaylistView Profile
Create a playlist at MixPod.com

15 Şubat 2012 Çarşamba





                            Derviş ruhlu adam ile ağır ağabey


Geçtiğimiz aylarda hayatını kaybeden unutulmaz futbolcu ve teknik adamlarımızdan Nejat Biyediç anısına bu akşam Bursa Atatürk Stadı'nda bir organizasyon düzenleniyor.

Bu gün saat 17.00’da başlayacak olan organizasyonda ilk olarak geçtiğimiz dönemlerde Bursaspor forması giymiş efsane futbolcularımız gösteri maçında yeniden sahaya çıkarak, futbol ziyafeti sergileyecekler.

Saat 18.00’da ise Nejat Biyediç’in ilk kulübü olan Velez Mostar ile takımımız karşı karşıya gelecekler.

Müsabakanın devre arasında ise Nejat Biyediç’in unutulmaz görüntülerini skorboard’dan izleme şansı bulacağız.

Bir oyun kurucunun nasıl olması gerektiğine, bir on numaranın, nasıl bir forvet kadar gol atabildiğine, takımın asist kralı olabildiğine, küçük görüntülerle tanık olacağız.

Bursaspor Kulübüne futbolcu ve teknik adam olarak büyük hizmetler veren, bu kulübe getirdiği futbolcularla, yönetimin o dönemde rüyasında göremeyeceği paraları kulübe kazandıran, bu dürüst ve mütevazi adamı, anmak için, ona sevgi ve rahmet yollamak için bu ücretsiz organizasyona tüm taraftarların katılmasını diliyorum.

Günümüzdeki kayıkçı kavgalarına, çıkar hesaplarına bakıldığı zaman, sana ihtiyacımız var denildiği anda kayıtsız şartsız göreve hazır olan, bazen habersiz işine son verildiğinde bile sessiz kalıp Bursaspor sevgisini kimseye sorgulatmayan, bu derviş ruhlu adamın değerini daha iyi anlıyoruz.

Bu günün akşamını Nejat Biyediç’e ayırmışken, öğle namazında da Ulu Cami’den eski yöneticilerimizden ve Koza Han’ın efendisi, sözü dinlenen, sanatçı dostu ağır abisi, Hüseyin Bavlı’yı da ebedi yolculuğa uğurlamak gerekir.

Köylü pazarındaki saz çalanların buluştuğu saz evi artık yetimdir. Çünkü Hüseyin Bavlı gibi bir ağabeyini, hamisini yitirmiştir.

Ahde vefa güzel meziyettir. 

Onlar görmese de ruhları hisseder.

Hem de görenleri güzele özendirmek ve kubbede hoş bir seda bıraktırmak adına, bu son görevler layığı ile yapılmalıdır.

yazan :Osman GÜRÇAY

 

7 Şubat 2012 Salı

O kadar kültür mantarda da olur!





Bir televizyonun, raiting tuzaklarından oluşan ve hayali gerçeğin önüne geçirip, küçük kız çocuklarını, kadınsı makyajlarla, küçük delikanlılarını adam edasıyla halkın beğenisine sunan velilerin, gelecek ile ne gibi sağlıklı beklentileri olabilir ki?
O çocukların 3-5 numara büyükleri ya pampişlerin hayran kitlesini oluşturur ya da size yeteneksiz diyen programda sadece seyirci olarak konu mankeni olabilme talebi ile kuyruklar oluşturan bir güruha dönüşür.

Bursa özellikle son zamanlarda yaşama dair, çevreye dair, toplum sağlığına dair, sanata dair, birçok panele ev sahipliği yağmasına rağmen katılımcıların hep aynı profilden oluşması size anlamlı gelmiyor mu?

O zaman gelecek ile endişelerimizi saklı tutmak hakkımızı korumalıyız.

Bazı soruların yalan cevapları vardır.

Örneğin televizyonda ne izliyorsunuz sorusunun cevabı, belgesel ve haber kanalları izlerim yalanı ile soslandırılır.

Televizyonlarda magazin, Allah aşkına bana eş bulun, sabah şekercikleri gibi programları asla izlemiyorum yalanı ise yemek sonrası kaymaklı kadayıf gibidir.

Bizim ekonomik ve kültür altyapımızda olan ülkeler açısından bakıldığında, televizyonun gücü bellidir. Bu böyle olmasa zarar etme pahasına mantar gibi “vaziyet” kanalları türemez.

Sanal alemde de farklı değiliz ki, birçok kimse dünya görüşüne katkı koyacak örgütlere, partilere, STK’lara üye olmak yerine kendi kümeslerini kurma çabasındalar. Oradaki sanal krallığının kendi kendine tatminini yaşamaktadırlar.

Zamanında diyen ne güzel demiş: Şeyh dediğin bir kuldur. Herkes gibi yer, içer, def-i hacet giderir, yellenir ve ihtiyaçları vardır. Zamana karşı herkes gibi acizdir gün gelir 2.5 metre patiska ile 1.00x2.00 metrelik çukur doldurur. Yani şeyh uçmaz, mürit onu uçurur.

Günümüzde yaşanan gelgitlerin, geçmişin geçmişine kör kütük bağlılığın, geçmişin geleceğine saldırmanın kökünde yatan sebep, yaşamın düşünme ve sorgulama kısmını ahmakça bir kolaycılıkla, başkalarına havale etmemizdir.

Ağam, en güzelini düşünür, en uygununu yapar zihniyeti her dönemde, ehliyetsiz ve liyakatsiz toplum mühendisleri yaratmıştır.

Bizler insana dair en önemli haslet olan düşünme, öğrenme ve sorgulama kavramlarını pas geçip, kendimizi muaşeret motoruna çevirirsek, kültür mantarından farkımız kalmaz.

Geceden sabaha üreriz ama aynı gün içerisinde kararıveririz.







Xxxxxxxxxxxxxxxxxx



Necati, Temel’i öldürdü(!) ve kurtuldu

Necati Bilgiç, Bursalı ünlü bir tiyatro ve sinema sanatçımızdır. Kenterler ile başlayan tiyatro kariyerinde sayısız oyunda rol almıştır. Ardından zamanın güzel ve önemli filmlerinde de başarılı ve önemli karakter rolleri oynamıştır.

Televizyonun hayatımıza girmesi ile eğlence programlarının aranan sanatçısı olmuştur. Uğur Yücel ile yarattıkları ikiliden doğan Laz Temel kimliği üzerine yapışınca, bir göçmen çocuğu olan Necati Bilgiç’in, Karadeniz’in hangi ilinden olduğu tartışmaları yapılmıştı.

Necati Bilgiç, İstanbul’a küserek Bursa’da yaşamaya başlamıştı. İçindeki sanat ateşini söndürmeden anılarından çıkardığı bir senaryo çalışması yapıyordu.

Berlin Panteri filminde rol alan ve Laz Temel’i öldüren 30 yıllık arkadaşım, tabiri caizse rolünü döktürmüştü.

Hoş geldin Necati Bilgiç dostum, daha nice başarılara…

yazan :Osman GÜRÇAY

31 Aralık 2011 Cumartesi

Bursa’nın ‘kar’ı güzeldir



Bugün, hem karlıyız hem de kârlıyız. Genellikle Bursa’ya Uludağ’dan bakan kar, önce kentin eteklerine, sonra da topuklarına kadar indi
Beyazın en güzel tonunu taşıyan su kristalleri için ilk edilen kelam, mikropları hapsedip öldürdüğüdür.

Ardından tarlalara yorgan olduğu ve yer altı sularına damardan kaynak olduğu heyecanla anlatılır.

Kent içinde 20 santimetrelere geldiğinde, yollarda sıkıntı yaratır ama çocuklara kızak ile kaymak için doğal pist olur.

Kardan top olur, kartopundan oyun olur.

Sonunda top büyür adam olur, kömür gözlü, havuç burunlu kardan adam olur.

Uludağ’da kibirlenir, ağalara beylere oyuncak olur. Otellere turizm olur. Pistlerde kayak olur. Gecelerde meze olur. Meyhanesinde şarkı söyleyen İspanyol kadın olur.

Evlerde kestaneye kebap olur, pekmeze helva olur. Uzun gecelere masal olur.

Kültürpark’ta, Botanik Park’ta manzara olur.

Temenyeri’nde, Gökdere’de içinize işler size yoldaş olur.

Doğancı Barajı için kaynak olur, çeşmeler için umut olur.

Bedene verdiği keyif tadından yenmez olur. Üşümenin hoşluğundan, yatakta ısınmanın sarhoşluğundan keyif denen şey Uludağ ile yarışır, zirve olur.

Biraz şımarıp misafirliği abarttığında, okullarda tatil olur.

Geceleri camdan bakana göre ise baktığı açı ile karşılık verir.

Yakıt derdi olmayana baştan çıkarıcı fettan kadındır.

Ekmeği ekmeğe katık edene, sadist bir zindancıdır.
Bir kar tanesinin içinden çıkanlardan yazının nerelere gittiğini düşününce…
Kar dediğin buzlu bir sudur diyenlere bu pazar yazısı kapak olsun!


21 Aralık 2011 Çarşamba

Bana çocukluğunu anlat yavrum!



Steven Spielberg ve Şansal Büyüka’nın yolları E.T.de kesişmiştir. İkisi de birer E.T yaratmışlardır. 
Spielberg’in yaratığı E.T. kargacık burgacık bir uzaylı yaratıktır. Çirkin ama iyi yürekli bu mahluk, çocuklara örnek olacak güzel işler yaptıktan hatta birisini yaşama geri döndürdükten sonra, kendi dünyasına dönmek için ağlayarak uzay aracına biner ve gözden kaybolur.
Spielberg’in E.T.si birden fazla Oscar almış ve dünyada hasılat rekorları kırmıştır.

Büyüka’nın E.T.si, tipinin tanımı dışında, Spielberg’inkine hiç benzememektedir. Televizyon yorumcusu olarak sadece Türkiye gündemine gelmiş ve argo sever spor kamuoyunda gerekli teşviki almış, aldıkça azmış, azdıkça dilinin şakülü kaçmış, sonra da ve sabırlar taşmış, dili de bir yerlere kaçmış ve erken terhis almıştır.

İlginç olan şey, bu dili tarımcılar, hıyar konusunda reklam amaçlı kullanmışlardır.

Bu entelektüel tanımlardan sonra Sayın Erman Toroğlu’nun Bursaspor konusunda, şeftali ile yaptığı nitelemeyi Bursa basınının abarttığı düşüncesindeyim.
E.T. ile aynı yaşlardayız. Ben bu yaşıma kadar o niteleme sıfatını ek olarak alan şeftali duymadım. Şeftalide,erken mahsul, Hale, Çekirdekten yarma gibi çeşitleri vardır. P..kellesi diye bir cins yoktur.

Ancak burada atladığımız bir şey vardır. Bursa’nın şeftalisi ünlüdür ama şeftali dediğin iklimi uygun olan her yerde yetişir.

Bir de bazı yerler adını tanındığı ürün veya kişiler ve hatta mesleklerden alır.

Örneğin, Ankara’da şimdilerde site olmuştur ama eski bir mesire yerinin adı papazın bağı idi.

Eskiler bilir Uludağ yolunda sahibinin emekli bir polis olduğu, ilk Avrupa çatılı villamsı bir ev vardı. Onun da adı Polisin evi idi.

Mudanya’da içkisiz balık yemek isterseniz Ablanın yeri ünlüdür.

Sayın Toroğlu’nun çocukluğunun geçtiği evin bahçesinde belki de güzel ürün veren bir şeftali ağacı vardı. Çocuk aklında belki de o ağaçtan bahsederlerken P...in kelle Şeftalisi diye söz ettikleri aklında kalmış olabilir.

O nedenle, bilinçaltına ve çocukluğuna inmeden yargısız infaz yapmamak lazımdır.
Bursa’mızın şeftalisi kadar kestanesi de ünlüdür. Günümüzde Ege’de kestane ağacı koruları yaratılsa da, Bursa’nın ünü dünyaya yayılmıştır.

Doğal olarak da, ürünü işleme konusunda da önemli gelişmeler vardır. Örneğin kestane kebabında en önemli ayrıntı, kestaneyi düzgün çizmektir.

Bunu da en iyi Bursa Kestanecisi çizer. Hem de ileri geri oynatmadan tek görüntü ile karar verir ve icra eder.

İnsanlar gençliğinde yaşadıklarını ve kendilerinde derin iz bırakan sıfatları farkında olmadan söylediklerinde yanlış(!) anlaşılabilir.

Bunların tedavi şekli, hasta yatağına uzanıp, doktorunun anlat yavrum komutunu beklemelerinden geçer.




Ermanım.. yumuşağıma... İthafımdır !!